Kül ve Kedi
Paylaş
Bugün, 18:04 | Notu Düzenle | Sil
Göreli bir hiçliği var, seni içimde taşımamın; her daim anlamının değişmesiyle, yeniden kurguladığım bir kaçış. Kaderin bir parçası, yok (olu)-ş-un içinde yuvarlanırken , sırtını çizen keskin taş paraçalırını, geriye dönü

topladım, bir totem heykeli yapmak için. İç dünyanın (S)algısını-ki sarı safra olduğu rivayet edilir- dış gerçekliğe sunmaktan kendini alamayan bir teşhirci romantiğin gözlerindeki umutsuzlukta kaybolmak, ne kadar kaydadeğerdir, bu bilinemezlikte. Seçilmiş bir özne özgüvenine sahip, ve aynı zamanda kültürel olarak koşullanmışlığının farkında olmayan, tüm adakların içinde boğulabilir. Sahip olduğu sanal kutsallığa itiraz etsede, soyut "bebek" doğmaktan kurtulabilir mi? Dünyaya getirdiğin tüm boyutsuz tohumlar, sonsuz olasılıkta hangi çiçekleri açacaklar? Ki bunu bilebilecek hangi zihin, seninle aynı çembere tutsak olacak? Kurşun bir zırhın içinden geçebilen son elektron tanesinin içindeki denge, sürü

gider ve sen onu bilene kadar bengisel dönüşün niceleri tekerrür ediyordur. Sanma ki son şaman da davulu patlattı. Ses hızında uçan sivri sineklerin, benden çaldığı tüm bulantı, çoğalarak tüm evrene anlam veriyor. Dur diyebilmek içindeki marduk'a mümkün mü? Bir maya tapınağı yazıtında, ismini görünce, orada olan varmı diye bağırdım(Is there anybody out there? ) boş kuyuya. Ve gelen cevaba etik olarak karşı olmam gerekirken, tüm varlığımla inandım. Bir topal amazon yerlisinin zehirli oklarının, orman ruhuna yaptığı bir aşı olduğunu, ne vakit hangi koşulda anlayı

, saygı duyarsın. Bağışıklığı olmayan ecinni, ne kadar yaşayabilir, sınıflı toplumda. İyelik ekine muhtaç zihinlerin körelttiği coğrafyamda, medcezir manzaralı kadersizliklere isyan edenlere saygı duymayı unuttuğunda, bende usulca bir gece bavulumu alı

gittim. Bir yol çizsindeki silinmiş her ayrıntıda, yeni suretlerle seni tartıştım. Şekil değiştirmesinden sorumlu olduğum bir kümülüs bulutuna, kaç tane gerçekleşememiş hayalim çarptı. Dünyanın öte tarafında bir balık olmayı düşleyen ufak bir çocuğun, evrende hiç kaybolmayan sesi, dönüşün imkansızlığını fısıldıyordu, algımın posta kutusuna. O posta kutusunda birken tüm mektuplar, birer birer Zuni potlaçında yakıldı, benliğimin esrikliğinde. Tahta bir masada devrilen bir su bardağının cilanın solduğu aralıktan emilmesini, izlediğimde, sensizliğinde bu masa kadar çürümüşlük yarattığını düşündüm. Tüm söz vermeler değersizleşti, bir kaldırım yüksekliğinde yayan uçurdu beni,ve yanından geçtiğim hiç bir ağacın meyvesini koparamadım. Kül, yok oluşun yanılsaması sadece, bir yeniden doğuş efanesinin, yüreklerdeki yarattığı tutku, zamanla liberal bir serzenişe dönüştü. Yanında taşıdığı sandıkta, bir siyanür ve bir kedi ile, köyüne gitti, ve kendine yeter bir ekolojinin parçası oldu. Kedi ise kimsenin kedisi değildi, ve ortada kedi varmıydı, onu bile bilen yok. Arkhenin peşinden koşan bir filozofun iskenderiye de yanmış kitapları, bir kelaynak kuşuna ilham verdi, ve tüm bilge insanları annelerine o teslim etti.
Ani insan tutuşması sendromunda(ki bilimsel bir gerçektir),Nazım'a gönderme var mı? Ya da tam tersi, varoluşsal çıkmazın kıvılcımında, zihnimizin yağları bir kandil mi oldu, bir hurufi ayinine? Tüm izlerin yanıklarla kapladığı bir suretin, hangi aynada manası çıkarılabilir? Öteden beri içindeki korkuyu öteleyen bir keşiş, cebinde kenevir tohumlarıyla yakalandı cebraile.
--
Imagine there's no heaven,
It's easy if you try,
No hell below us,
Above us only sky,
Imagine all the people
living for today...
Güzel galeri
--
musik for the end of the world
--
recent work my blog: [link]
--
--
--
my gallery: [link]
--
Previous Page12345...Next Page